26 Haziran 2015 serkan no responses

İFTİRA

İFTİRA

Aklıselimini tamamen yitirmiş laik faşist bir İslamofob değilseniz, Türkiye’nin IŞİD gibi bir örgütle ne siyasi, ne kültürel ne de dini bir ilişkisi olamayacağını takdir edersiniz. IŞİD, Türkiye için tamamen oportünist amaçlarla bile kullanılamayacak kadar tehlikeli bir örgüttür. Eski derin devletin bile bulaşmaktan imtina edeceği yapay bir ölüm makinesidir.

Türkiye, dünyada İslam’ın en hoşgörülü anlayışlarından birisinin egemen olduğu bir ülkedir. Türkiye’den IŞİD’a katılan “manyak” sayısı muhtemelen Alman ve İngiliz gönüllülerden daha azdır.

İslami bir terör örgütü düşünün ki birkaç yabancı gazeteci dışında sadece Müslümanları öldürüyor, hem de binlercesini. Komuta kademesinde “Cihatçı John”lar cirit atıyor, kelle kesenler aksansız İngilizce konuşuyor. El Kaide gibi tescilli kukla bir örgüt bile onunla ilişkilendirilmek istemiyor. O derece İslami dünyadan kopuk.

Örgütün adında “İslam Devleti” geçiyor ve Batı bu adı hemen kabulleniyor. Siz herhangi bir gerçek İslam devletinin Batı tarafından kabul edildiğini gördünüz mü? İşte İran İslam Cumhuriyeti orada, Afganistan’ın, Filistin Hamas’ının hali ortada, İslami “eğilimli” Mursi darağacının gölgesinde. Öyle ise nasıl oluyor da bu “İslam Devleti” terimi Batı’da hemen tutuyor? Çünkü örgüt Batı’nın bir İslam devletinde görmek istediği tüm olumsuz nitelikleri Batı’ya sunuyor. Kelle kesiyor, vahşi katliamlar yapıyor, özgürlük için savaşan kahraman Kürt kadınlarını öldürüyor. Yani bir İslamofobun hayalindeki İslam Devletinin canlı örneği IŞİD.

Örgütün mantıklı bir cephe savaşı da yok, Irak’ın çoğunu, Suriye’nin de önemli bir kesimini bir yıl gibi kısa bir sürede ele geçirmiş durumda. Geçmişi bir iki yıldan geriye gitmeyen bir örgüt, PKK gibi 30-40 yıldır savaşan terörist bir örgütü amatör gösterecek kadar becerikli savaşçılara sahip. Gerçi, beyni yıkanmış ve tek bir noktaya odaklanmış bir insana 5-6 ayda ileri savaş teknikleri öğretmek mümkündür belki, ama örgüt bundan çok daha fazla tecrübeli görünüyor. Örgütün saldırıları da belirli bir askeri yayılma, işgal, fetih mantığına uygun değil: Bir gün bir petrol bölgesi için savaşırken, ertesi gün 500 km uzakta bir kasabaya saldırmaya odaklanabiliyor. Maddi sıkıntısı yok, işlenmemiş petrol bile satabiliyor… Hayret kim alır da işler ki yüzlerce ton ham petrolü Batı’dan başka? Belki bir strateji uzmanı IŞİD’ın taktiğindeki mantığı açıklayabilir. Ama dışarıdan bakınca, sanki bu iki ülkede dışarıdan gelen emirlere göre spesifik hedefleri vuruyor. Askeri uzmanlığı da muhtemelen eski Baas rejiminin savaş makinesinin bir parçası olmasından kaynaklanıyor. Özetle IŞİD endoktirne edilmiş savaşçılardan oluşan, Batı’dan emir alan eski Baasçılar tarafından yönetilen yapay bir örgüt. Batı için oldukça kullanışlı, mesela o kadar kötü ki, onunla savaşan PKK, onun yanında sütten çıkmış ak kaşık oluyor, terör örgütü listesinden çıkarılacak kahraman bir örgüt haline geliyor. IŞİD, PKK’yı aklamakla kalmıyor, Türkiye’yi terörist devlet listesine ekletmek isteyenlerin de çok işine yarıyor. Türkiye sınırında birkaç köylü ile mülakat yapıp “gece buradan sakallılar geçiyor nah bu Suriye’ye doğru” diye alıntı yaptığınızda Türkiye oluyor IŞİD sponsoru. Batı, IŞİD ile işte böyle bir aşk-nefret ilişkisi yaşıyor, yüzlerce İngiliz, Alman genç IŞİD’e katılmak için büyük tehlikeleri göze alırken, Koalisyon kuvvetleri IŞİD’ın tepesine bomba yağdırıyor. Ama nerede? YPG’nin ilerlediği yerlerde.

Türkiye herhalde tarihinde hiç bu kadar büyük bir iftiraya uğramamıştır. 2 milyona yakın Suriye’li sığınmacıya (ki an az 500 bini Kürt’tür) kucak açan Türkiye, bugün Kobani üzerinden Kürt düşmanı ilan edilmiş durumda. Bir yıl önce Musul’u ele geçirmeye çalışan IŞİD’ın neden aniden bin kilometre batıdaki Kobani’ye saldırdığı zaten ayrı bir muamma.

Tam Kürt açılımının en düzgün rotaya girdiği, PKK’nın silah bırakmak üzere olduğu anda IŞİD Hızır gibi yetişiyor barış düşmanlarının imdadına. En kötü cep telefonunun bile kameralı olduğu günümüzde tek kare bile fotoğraf gösterilmeden Türkiye’nin IŞID’a vagonlar dolusu silah yardımı yaptığı yazılabiliyor ABD, Alman ve İngiliz basınında. PKK’nın dağdaki haydutları da buna inanıyor ve bunca yıldır emek verilen barışa sırt çevirebiliyor.

Suriye’nin güneyinde tek yanlı olarak ilan ettiği sözüm ona kantonları Irak Bölgesel Kürt Yönetimi ile birleştirip, bir ucu Laskiye limanına açılan bir Kürt devleti kurma havucu uzatılıyor Kandil haydutlarına, onlar da yiyorlar.

Yani bizim 3 bin yıldır feodal kültürle yaşayan Kürtlerin, sadece adı çıktı diye 12 yaşında kız çocuğunu töre cinayetine kurban eden Kürtlerin aniden Kobani’de, Efrin’de, Cezire’de laik, demokratik, feminist ve çevreci bir yönetim kurduklarına inanmamız bekleniyor. Acaba herhangi bir Kürt kendisi buna inanıyor mu?

Yetmiyor, genel seçimde yılların PKK’lısı bize insan hakları avukatı, çiçek böcek çocuğu Törkiş Çipras, Törkiş Obama olarak yutturulmaya çalışılıyor. Ve bu çiçek çocuğu Türkiye Cumhuriyetinde 90 yıldır ilk kez Kürtlere Kürt demeyi başaran, haklarını teslim eden, on bini aşkın faili meçhulü bir anda durduran, azınlıkların mallarını iade eden, devletin geçmişteki hatalarından dolayı özür dileyen, inkar ve asimilasyon politikalarını elinin tersi ile iten, barış için baldıran zehiri içerim diyen Türkiye Cumhurbaşkanını birinci düşman ilan ediyor.

Türkiye böyle bir ihaneti hiç hak etmiyor.

Ve eğer Kürtler Suriye’deki Araplardan, Türkiye’deki Türklerden “helallik” almadan orada bir devlet kurabileceklerini sanıyorlarsa çok yanılıyorlar. El silahı ile gerdeğe girmenin sonucu bugün mutluluk olabilir ama on, yirmi yıl sonra o silah çok kötü geri tepebilir.

Share it!
Aenean mattis venenatis

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Serkan Kalemciler