9 Haziran 2015 serkan one response

SELOCAN, SELAHADDİN EYYÜBİ’YE KARŞI

SELOCAN, SELAHADDİN EYYÜBİ’YE KARŞI

“Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti’nin durdurulamaz ezici bir güç olduğu imajına olan inanç sarsıldı, artık Türkiye eskiden olduğu gibi daha zayıf ve kendi içine kapanık bir devlet olacak”

İngiliz The Independent gazetesinde Patrick Cocburn imzalı yazının bu son cümlesi her şeyi özetliyor.

İşte istenen buydu.

Gerçekleşti mi? Göreceğiz.

Ama seçim sonuçlarına en fazla sevinenlerin kim olduğuna bakarsanız, aslında seçimi kimin kazandığını da anlarsınız.

Bir kere, İngiltere’de daha geçen ay genel seçimler oldu ama o bile İngiliz basınında Türkiye’deki seçimler kadar yer almadı. Seçimden önce İngiliz, ABD ve Alman basınında Türkiye hergün en az 4-5 yazı ile yer aldı, seçim sonrasında ise bu sayı ülke başına 20’yi geçti. Hepsi kutlama havasında ve Türk muhalefetine akıl veriyor.

Neden İngiltere basını için Türkiye’deki seçimler kendi ülkelerindeki seçimlerden daha önemli? Daha doğrusu Erdoğan’ın “hızının kesilmesi” bile Batı’yı neden bu kadar mutlu ediyor? İşte cevabı o cümlede gizli.

İtalyan La Republica’nın  “Yeni bin yılın Selahaddin Eyyübi’si son metroda durduruldu”, “Sultan’a şamar” gibi şaklabanlıklarına hiç girmiyorum.

Biliyoruz ki, “dışarının” organize ettiği bir şer cephesi muhalefete orkestra şefliği yaptı ve onlar da Ak Parti’yi 8 puan gerilettiler. İşte günlerdir kutlanan büyük zafer bu. Yoksa kimsenin AK Parti’den fazla oy aldığı veya hükümet kuracağı falan yok.

Komedi gibi: En fazla oy alan parti seçimi kaybettim diye üzülürken, yüzde 10 bandında gezinen iki parti zafer kutlamaları yapıyor. Hadi onlarınki belki anlaşılabilir, ne de olsa oylarını belirgin şekilde artırdılar da, asıl gerçek anlamda oyları ve milletvekili sayısı düşen ana muhalefet partisi neye seviniyor acaba?

Ebetteki AK Parti seçim kaybetmemiştir. Teknik olarak ilk kez 2002’de iktidara %34 ile gelmiş bir parti, 13 yılın sonunda %40.87’ye “gerilemiştir”. Ama kim ne derse desin, bu rakam henüz bir yıl önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın aldığı %52’lik oy oranının AK Parti’ye tahvil edilememiş olduğunu gösterdiği gibi, bir önceki genel seçimden de 8 puan geridedir.

Hepimiz şahit olduk ki, seçimlerde beş benzemez, üst akıl sayesinde bir şer cephesinde bir araya getirildi, dış destek de hiç esirgenmedi, ancak AK Parti yöneticileri bu gerekçenin arkasına sığınamaz. Çünkü bu şer cephesi bugün kurulmadı, 60 darbesinde de vardı, 70, 80 darbelerinde de. Yine yabancı medyanın ne yazdığının seçim sonuçlarına katkısı da yok denecek kadar azdır, sadece Batı’nın niyetlerini yansıtmaktadır, yoksa bizim seçmenimizin büyük çoğunluğunun bunlardan haberi bile yoktur. Dolayısı ile 8 puan gerileyen AK Parti yöneticileri bu milli iradeye saygı duymalı ve nerede hata yaptıklarını düşünmelidirler.

Çok iyi anlatamadıkları başkanlık sistemi tartışmalarını seçim kampanyalarının tam ortasına koymak doğru muydu? Kürtler karşısında hükümetin elini güçlendiren barış süreci adımlarını “o resim yanlıştı” diyerek hükümetin elinden almak ve Selahattin Demirtaş’a koz vermek doğru muydu? Böyle diyerek milliyetçi oyları alacağını sanmak doğru idiyse neden MHP’nin oyu yükseldi? Kobani olayları da AK Parti’ye Kürt oylarını kaybettiren bir başka etkendi, AK Parti’ye yapılan bu haksızlık yeterince anlatılabildi mi? “IŞİD’ın attığı her kurşun AK Parti’den geliyor” yalanına karşı yeterince mücadele edildi mi?

Öte yandan ödünç oylarla barajı aşan Selahattin de kendi başına bir inceleme konusudur. Önemli bir kısmı Kürtlerden nefret eden ama Tayyip Erdoğan nefreti daha ağır basan CHP’lilerden gelen oylar çözüm sürecini nereye kadar götürecektir? Selahattin, her şeyden önce bir seçim kampanyası yapabilmesini bile borçlu olduğu, barış sürecinin mimarı AK Parti’ye yaptığı ihaneti nasıl sürdürecektir? Artık çiçek çocuğu olma dönemi bittiğine göre Kürt halkı kendisinden başta yeni anayasa hazırlanması olmak üzere somut şeyler bekleyecektir. Bugüne kadar açılım konusundaki her adımı ihanet sayan MHP ve her adımı Anayasa Mahkemesine gönderen CHP ile seçim ittifakı yapan Selahattin, barış sürecini kimle götürecektir?  Eh, artık barajı aşıp Türkiye partisi olduğuna göre hala silahlı yapıların, PKK’nın, Kandil’in varlığını kime, nasıl anlatacaktır?

Yabancı basında “42 yaşındaki karizmatik insan hakları avukatı Kürt Obama” olarak tanınmanın, içeride “Kürt Tsiprası” olmanın Kürt sorununa faydası ne olacaktır?

Göreceğiz.

Share it!
Aenean mattis venenatis
Comments
  1. Hosting     | Reply

    “Frenkler, bu kiliseye tazirnde bulunur ve onun insaas? ile iftihar ederlerdi. Nihayet Selahaddin Eyyubi el-Kurdi , M?s?r ve Suriye mulkune mustakillen sahip oldu”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Serkan Kalemciler