21 Mayıs 2015 serkan no responses

SEROKATİYÊ | BAŞKANLIK

SEROKATİYÊ | BAŞKANLIK

“Bombalı saldırılarla ilgili Mersin’de düzenlenen mitingde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Bize Adana ve Mersin saldırılar üzerinden mesaj gönderene sesleniyorum. Mesajın ulaştı. Seni halen başkan yaptırmayacağız” dedi. HDP Merkez Yürütme Kurulu da saldırıların ardından yazılı açıklamasında, “Bu saldırıların siyasal sorumluluğu başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere, Başbakan ve diğer AKP hükümeti mensuplarına aittir” dedi.”

Adana ve Mersin HDP binalarına yapılan saldırılardan sonra böyle diyor Demirtaş.

Evet, Demirtaş mesajı almış, ama bize yansıttığı gibi değil. Demirtaş “Recep Tayyip Erdoğan’ı başkan yaptırmayın” mesajını almış.

Demirtaş, mesajın kaynağını da yanlış yansıtıyor bize. Herhalde “Erdoğan’ı başkan yaptırmayın” mesajı AK Parti çevrelerinden gelmiyor.

Ama Demirtaş uyanık, mesajı hemen kapıyor ve durumdan vazife çıkarıyor. Daha hiçbir soruşturma yapılmadan, hemencecik biliyor bombayı kimin gönderdiğini.

Aslında bir süredir kurtulduğumuzu sandığımız bir mesaj verme şekli bu, en son Danıştay saldırısında yaşamıştık, güya türban kararına tepki gösteren bir meczup yapmıştı saldırıyı. Fakat olayı biraz kazıyınca saldırıyı aslında “türban kararına tepki gösteren bir meczup yaptı” diyenlerin yaptığı ortaya çıkmıştı.

Her ne olursa olsun, HDP binasına saldırı düzenleyen provokatör haydutları bulup adaletin önüne çıkarmak Adalet ve Kalkınma Partisi’nin en önemli görevidir. Biz, derin devletin bittiğine inanmak istiyoruz ve hükümetten hiçbir koruma bulamayacak bu haydutların derhal teşhir edilmesini istiyoruz. Bunlar eski Türkiye’de kalması gereken olaylar.

Peki, neymiş bu Demirtaş’ın şiddetle önlemek istediği başkanlık sistemi? (Bu arada dikkat ederseniz Demirtaş başkanlık sistemine karşı olduğunu söylemiyor, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı başkan yaptırmayacağını söylüyor.  E, ne de olsa yıllardır geveledikleri “önderlik”in bir diğer anlamı da serokatiyê, yani başkanlık)

Esasen kimse başkanlık sistemi parlamenter sistemden daha iyidir demiyor. İkisi de demokratik sistemler. Dünyada iki sistemin de çok iyi çalıştığı ABD, Almanya gibi örnekler var, Fransa’da olduğu gibi yarı başkanlık tercihleri de var. Sosyo-kültürünüze en uygunu neyse onu alır, kendinize uyarlarsınız.

Ama bizim eski Türkiye’nin aktörleri parlamenter sistemi seviyor. Çünkü o sistem içerisinde meclis hükümeti var. Hükümetin milletvekillerinden oluşması bekleniyor. Böylece zayıf hükümetler döneminde koalisyon yapıp seçim kazanan partiye eklemlenmek, toplam on milletvekili varken tamamını kabineye sokmak, zaten meclise hasbelkader girmiş ve hiçbir şeyden anlamayan bu on milletvekilini de bakan yaptırmak mümkün oluyor. Elbette bu on bakan için yapılan pazarlıkta onların yanında kaç tane yandaşın kamu personeli yapılacağı da tartışılıyor. E haliyle doğrudan nakit çalışanlar da olabiliyor. İstendiğinde gensoru verilip hükümet düşürülebiliyor. Oysa Başkanlık sisteminde hükümet, meclis dışından ve tercihan ilgili alanda uzman kişilerden oluşturuluyor. Hükümet siyasi mühendisliğe, ayak oyunlarına kapalı oluyor. Niye istesin bizim haybeciler?

Eski Türkiyeciler, ayrıca parlamenter sistem içerisinde yürütmeye (hükümete) siyaset dışı/atanmış aktörler aracılığı ile de çelme takmak için mekanizmalar, kurumlar (MGK, AYM, Danıştay, Sayıştay, HSYK, YÖK) oluşturdukları veya asıl amacı bu olmasa da bu kurumları bu amaçla kullanabildikleri için de parlamenter sisteme sıkı sıkı sarılıyorlar.

Kısacası, eğer ülkede seçilmişlere çelme takmak isteyen vesayetçiler olmasa parlamenter sistem de, başkanlık sistemi de fark etmez. İkisi de tıkır tıkır çalışır. Yani asıl mesele sistem değil vesayetçilerin Türk siyasetinin başından defedilememiş olmasıdır.

Başkanlık sistemi ile ilgili olarak vesayetçiler bizi şu üç şeyle korkutuyorlar; otoriterlik gelir, federalizm ile ülke bölünür ve meclis/yürütme ayrılığı nedeni ile siyaset kilitlenir.

Parlamenter sistem içerisinde  Cemal Aga’ları, Kenan Paşa’ları çıkarmış, pre-moderninden post-modernine bilinen 4-5, bilinmeyen sayısız darbe üretmiş bir parlamenter sistemin otoriterlik üretmeyeceğini ama başkanlık sisteminin üreteceğini söyleyenleri bu konuda ciddiye almak elbette mümkün değil. Sizin amacınız toplumdaki genel uzlaşıma yakın siyasi çözümler üreterek halka projelerle gitmek yerine, orada burada tepişerek sistemi krize sokmak olduğu sürece iki sistem de otoriterlik üretir.

Federalizm konusuna gelince; Almanya federe bir devlet ve parlamenter sistemle yönetiliyor, ABD de federe bir devlet ve başkanlık sistemi ile yönetiliyor. Yani federalizm, başkanlık sisteminin ön şartı değil. Ayrıca federalizmin de otomatik olarak ülkeyi bölünmeye götürmesi gerekmiyor. Sizce ABD ve Almanya’nın birliği bizden daha az mı sağlam?

Asıl bizde “Kürtleri ensesinden tutup polis otosuyla meclisten atalım”, “Bu türbanlı kadına haddini bildirelim, meclise sokmayalım”cılar olduğu için bölünüyoruz, farkında değiliz.

Kilitlenmeye gelince; siyasi rakipleri hizmet bazında rekabet edilecek kişiler değil de “öldürülecek, partisi kapatılacak, haddi bildirilecek” düşmanlar olarak gördüğünüz sürece iki sistem de çalışmaz. İki sistem de kilitlenir.

Yani asıl sorunumuz AK Parti’nin toplumda daha geniş bir konsensusu (uzlaşımı) , CHP ve avenesinin daha dar bir konsensusu temsil etmesi değildir. Toplumda dar, geniş çok çeşitli konsensusları temsil eden partiler vardır (örneğin Kürtler, dindarlar, ateistler, Türk milliyetçileri, komünistler vb.) ve bunlar iktidar için yarışırlar, iktidarda belli oranlarda temsil ararlar. Bu da demokrasinin gereğidir.  CHP ise hiçbir konsensusa dayanmamakta, sadece son 12 yıldır fena halde sarsılan 80 yıllık askeri-juristokratik-akademik bürokrasinin vesayetini geri getirmek için her türlü ilkeden uzak, şeytanla bile ittifaka girmektedir. Bu amaçla birbiri ile çelişkili konsensusları bile (dindar- ateist, Kürt milliyetçisi – Türk milliyetçisi, Sünni-Alevi, İşçi-İşveren) içinde barındırıyormuş gibi yapmaktadır. Oysa bu grupların hiçbirinin hiçbir talebi ile alakası yoktur. 80 yıllık pratiği de bu taleplerin hiçbirine cevap veremediğinin bir kanıtıdır. Vesayetin fiili olarak geriletilmesi ile CHP artık vesayetin yasama içindeki Truva atı görevini yüklenmiştir. Yürütmenin neredeyse her icraatını AYM’ye taşımıştır. Meclise girince de, daha önce yürütmeye çelme takmak için kurulmuş ama reformlarla bu işlevlerinden arındırılmış kurumların (MGK-AYM-HSYK) artık yapamadıklarını meclis içinde yapacaktır.

Özetle, sorun sistem sorunu değil, vesayet sorunudur, siyaseti toplum talepleri ile bağlantılı çözüm üretmek olarak değil de “halkı adam etmek” için toplum mühendisliği yapmak sananlardır.

Yoksa biz Türk-Kürt-Alevi-Sünni hep birlikte insan gibi yaşamayı Demirtaş’tan öğrenecek değiliz.

Share it!
Aenean mattis venenatis

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Serkan Kalemciler