Bir muhalefet partisi olarak batı

- Serkan Kalemciler

fikircii_6247

Daha önce de söylediğim gibi, Batı artık Türkiye’deki seçimlere bir gözlemci olarak değil bir taraf olarak katılıyor.

Bu ne zamandan beri böyle?

İktidara ilk kez Batı’nın sözünden çıkan biri geldiğinden beri böyle. Yani Recep Tayyip Erdoğan iktidara geldiğinden beri.

Daha önce Türkiye’de kimin iktidara geleceği çok da önemli değildi, nasıl olsa Batı ne derse onu yapacaktı, zaten fazla can sıkıcı bir durum olursa da, Batı’nın içerideki askeri ve bürokratik temsilcileri bir darbe ile ülkeyi hizaya sokardı.

Ancak Erdoğan söz dinlemediği gibi, askeri bürokratik vesayeti kaldırdı. Üstelik kendisine darbe yapanların “bir köşede vuramayacağı” kadar büyük bir halk desteğine sahip. Onu da denediler çünkü.

Yine de kılıç artıklarının yönlendirmesi ile ülkede proje partiler kurulabiliyor ve binde 7’lik marjinal partiler cilalanıp piyasaya sürülebiliyor.

İki seçim önce “Türkiye’nin aydınlık yüzü, solun karizmatik lideri” diye bir teröristi cilaladılar ve daha önce bir kumpasla başkanlığını ele geçirdikleri ana muhalefetin desteği ile ona barajı aşırttılar.

Bu seçimde, önce kendi saf projeleri ile muhalefeti bir çatıda birleştirmeye çalıştılar; “küskün muhafazakarlar (AK Parti’den Saadet’e) ile küskün milliyetçileri (MHP’den İyi Parti’ye) birleştirip bir koalisyon oluşturmak, başına da muhafazakar bir isim getirmek istediler. Onun için önce bir kadını “Erdoğan’ı devirecek dişi Asena” diye parlattılar, yanına bir de sağ yumruğu havada Müslüman Che kattılar. Bu ikisi kervanı düzecek, başına da hatırlı bir muhafazakâr geçecekti. CHP? CHP zaten son başkanlık kumpasından sonra nereye çekseniz geliyordu. FETÖ’nün kumpas kasetlerini mecliste dinletmeye bile alışıktı, onda sıkıntı yoktu. Leb demeden 15 milletvekilini İyi Parti’ye verdi zaten.

Ama Asena egosuna yenildi. Sanki herhangi bir şekilde seçilme şansı varmış gibi planı bozdu, cumhurbaşkanı olmaya karar verdi. Nitekim istenen koalisyon oluşmayınca Batı basınında bir daha Asena güzellemesi göremedik. Ama Batı basını cilalama konusunda sınır tanımıyordu, bu kez de yılların Karamollaoğlu “Türkiye’nin en büyük İslami partisinin başkanı” ilan edildi. Daha önce “İslami” sıfatını AK Parti’ye hakaret öneki olarak kullanan Batı, bu kez güzelleme olarak kullanıyordu, böylece binde 7’lik Saadet, ülkenin en baba İslami partisi ilan edildi ki küskün AK Partililer kendine bir çatı bulsun.

Başlangıçtaki koalisyon planının tutmaması en çok Kılıçdaroğlu’nu zora soktu. Az kalsın kendisi cumhurbaşkanı adayı olmak zorunda kalıyordu. Neyse ki bu “ateşten gömleğe” bir “sazan” buldu da kurtuldu. Ateşten gömlekti, çünkü kazanamayanın milletvekilliği de düşüyordu. Sazan bisiklete bindi, geri geri traktör sürdü, şiir yazdı falan ama gerçek bir FETÖ projesi olmadığı gibi, iler tutar bir yeri de yoktu. Batı onu “neşeli bulmakla” birlikte fazla cilalamadı. Çünkü Batı bunlardan akıllıydı, bunların cumhurbaşkanlığını kazanamayacaklarını anlamıştı, bari mecliste cumhurbaşkanına takoz konulsun istiyordu. Tabi matematiği de bunlardan iyi olduğu için meclis aritmetiğini HDP oylarının belirleyeceğini bunlardan önce gördü ve yeni bir cilalı Demirtaş devri başladı.

Şimdi Batı medyasında HDP yine zirvede.

Haftalık The Economist dergisi bir seferde Türkiye ile ilgili 3 makale yayınladı. Başlıkları şöyle “Türkiye Cumhurbaşkanı 24 Haziranda Kaybetmeyi Hak Ediyor”, “Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğanı Yenmek Hala Mümkün” ve “Türkiye’deki Seçimler Neler Kaybettirebilir?”

Peki neden hak ediyormuş? Çünkü Türkiye’nin Avrupa ve Amerika ile ilişkilerini kötüleştirmiş, on binlerce masum kişiyi hapse atmış, iç savaşın fitilini ateşlemiş, Anayasayla oynamış, AK Parti’nin çoğunluğu kaybetmesi için de HDP’nin barajı geçmesi gerekiyormuş ve seçmen oylarını mümkün olan her yerde bu yönde kullanmalıymış. Böyle emrediyor Kolonyal Valimiz. Yani PKK’ya 4 bin tır silah veren AB/D ile ilişkileri bozmamak gerekiyormuş, darbeci ve katil haydutlar masummuş, iç savaşın fitilini de hendeklere doluşan teröristler değil de Erdoğan ateşlemiş. Tahmin edeceğiniz gibi diğerlerinin de ana fikri bu yönde: Seçimleri Erdoğan kazanırsa Türkiye batıyor, Türkiye monarşiye dönüyor, onu durdurmanın tek yolu HDP’ye oy vermek.

“Bir haftadır her gün bir makale ile yarışa katılan The Guardian, dün iki makale yayınladı” diyor Batı medyasını yakından takip eden bir arkadaşım. Sözlerini aynen paylaşayım: ” Muhalefet sayesinde Türkiye’nin artık yeniden gülmeyi öğrendiğini iddia eden Guardian’da bir yazar diğerlerinden çok daha saldırgan. Onun makalesinin başlığı “Zorba Erdoğan, Hem Dünya Hem de Türkiye İçin Bir Tehdit”. Çünkü artık Erdoğan sadece kabadayı bir komşu değil, aynı zamanda jeostratejik bir tehdit. Bir diktatör olan Erdoğan seçimi kazanırsa, Suriye ve Orta Doğu’da istikrarsızlık artacak, bu nedenle Türk seçmeninin hem kendine, hem de dünyaya karşı bir görevi var: “Erdoğanı’ı defetmek”.  Büyük demokrat yazarımızın “Bir diktatör olan Erdoğan, seçimi kazanırsa” şeklindeki tezat çeviri hatası değil, bizzat kendisine ait.

Tabii ki bu yazılar Türk seçmenine ulaşan veya onları etkileyen yazılar değil, ben sadece Batı’nın kafasındaki Türkiye’yi göstermek için örneklendirdim.

Neyse ki Türk halkı, Erdoğan seçimi kazanamazsa neyin kaybedilebileceğini onlardan öğrenmiyor.

Seçimi kaybetmenin yeni yolları, köprüleri, hava alanlarını, hastaneleri, Kanal İstanbul gibi onlarca projeyi kaybetmek olduğunu zaten biliyor.

Çok klişe olacak ama sırf Batı’nın bu kumpasını bozmak için bile olsa oyunuzu kullanın. Ama lütfen büyüyen ve gelişen Türkiye’yi unutmayın..

@kalemciler

© 2018 Serkan Kalemciler. Tüm hakları saklıdır.