Gördüğüme mi inanayım

- Serkan Kalemciler

gordugume-mi-inanayim

Siz de farkındasınız değil mi?

Türkiye’de bir çocuk kaçırma, bir çocuk tecavüzü furyasıdır gidiyor.Gün geçmiyor ki yeni bir kaçırma olayı daha duymayalım, Birkaç yıl önce de bir kadın cinayetleri furyası vardı.Ne oldu bize, milletçe sapıttık mı?
Milletçe yoldan mı çıktık?
Kafayı mı yedik?
Olayların hafif dinmesini bekledim yazmak için bu hadiseyi.
Yeni kızım oldu çok sağlıklı bakamam diye durdum biraz.

Peki, gerçekten böyle mi oluyor.
Türkiye’de çocuk tecavüzleri istatistiklerinde büyük bir artış mı var?
Çocuk kaçırma olaylarında, kadın cinayetlerinde dikkate değer bir sapma mı var?

Açıp güvenilir kaynaklardaki verilere bakıyorum, dünyada tecavüzün en çok yaşandığı 10 ülke sırasıyla;
1- ABD, 2- Güney Afrika, 3- İsveç, 4- Hindistan, 5- İngiltere, 6- Almanya, 7- Fransa, 8- Kanada, 9- Sri Lanka, 10- Etiyopya…
Birleşmiş Milletler verilerinde de Türkiye’ye ilişkin böyle bir iddia yok.

 Yani yok böyle bir şey…

Hiçbiri doğru değil.Ülkemizde bu tür olaylar ortalamanın altında veya üstünde değil.
E, öyleyse ne oluyor?Ne olduğu çok basit: Memleketi karıştırmanın, güveni zedelemenin, aidiyeti yok etmenin peşindeler. Bizzat FETÖ elebaşının değerlendirmeleri var bu hususta. Bir ülkede iç karışıklık çıkartılmak istenirse, orada kadın-çocuk kaçırılması, taciz, tecavüz, katliam haberlerinin yayılması toplumsal nabzı bozar mealinden laflar ediyor baş hain.

Bir de ekrana çıktığı için kendini entelektüel sanan bir “Beyaz Türkümüz” (sarı mı desem?) “İdam çözüm olsaydı Medine toprakları tecavüzde rekor kırmazdı!” diye “tweet”ledi. Rekorun esasen bizde olmadığını öğrenip biraz olsun teselli olduk. Utanmaz insan müsveddelerinden biri olarak görürüm kendisini!

Neyse ben size söyleyeyim mi başka neler doğru değil?

Türkiye’nin, Erdoğan yanlıları ve karşıtları diye net iki kutba bölündüğü doğru değil. CHP’lilerin seçim sonuçlarına inanmayan şizofrenlere dönüştükleri doğru değil. “Muharrem İnce alıkonuldu, karısı kaçırıldı, Fox TV kapatıldı” palavralarına inanan CHP’li sayısı devede kulak bile değil.
Seçim sonuçları da göstermiştir ki, Türk insanı bir barut fıçısının üzerinde oturmuş, birbirine diş bileyen iki gruptan ibaret değildir. Hem seçime %90 oranında katılarak ülkeye ve demokrasiye inandığını göstermiş, hem de kendisine sunulan ittifak tabldotları ile bile sınırlı kalmayıp farklı tercihler üreterek ne kadar karmaşık düşündüğünü göstermiştir.
Türkiye sosyal, siyasal veya iktisadi bir krizin ortasında değildir.Muhtemelen Cumhuriyet tarihinin en istikrarlı yıllarını yaşamaktadır.

Peki, nereden çıkıyor bu infial?
Bunlar medya haydutlarının algı operasyonlarıdır. Bizi, insanların bunlara inanabileceğine inandırmaya çalışmaktadırlar. 
Gezi’de olduğu gibi, insanları birkaç ağaç diye sokaklara döküp sonra iç savaş senaryosuna dönüştürmeye çalışmaktadırlar. Türkiye’de karşılığı olmayan bir kargaşanın tabanını oluşturmaya çalışmaktadırlar.Avrupa’nın kendi gazeteleri neyse de, bizim muhalif gazetelerden birisi kazara Avrupa’da onların dilinden yayınlanmış olsa, korkudan Türkiye’ye bir tane turist gelmez.
Ama turizmde rekora gidiyoruz.

Evet, Türkiye’de bütün bu tezviratın karşılık bulduğu, beslendiği küçük bir “anormal grup” yok değildir. Yukarıda bahsettiğim, bilinçaltını twitter’e kusan entelimiz gibi, bunlar sadece ülkenin kötüye gittiğine değil, bunu “İslamcıların” yaptığına da inanmaktadırlar. Onlara göre bütün bu sapıklar hep İslamcıların arasından çıkmaktadır. Diyanet imamları küçük yaştaki kız çocuklarını evlendirmek için görevlendirilmişlerdir. Kuran kurslarında çocuklar taciz edilmektedir, zaten bunun için açılmıştır, vb…

Bu grubun uğraşılacak bir tarafı yok, gerçeklikten bu derece kopma bir süre sonra hayatın da dışında kalıp siyaseten yok olmayı getirir.

Fakat asıl vahim olan şu ki, ülkemiz çok ciddi bir karalama kampanyasının hedefidir. Türkiye’nin “İslami bir diktatörlük haline geldiği” tezi işlenmektedir. Türkiye DAEŞ’e yardım etmekte, Suriye’yi işgal etmekte, S-400’leri alarak Batı’nın güvenliğini tehdit etmekte, F-35’lerin görünmezlik sırlarını Ruslara satmaya çalışmaktadır. Türkiye güvenli değildir, can güvenliği bile yoktur, yatırım yapılamaz durumdadır, iki ayda bir kredi notu düşürülmelidir.
İşte bazı yerli medya soytarılarımız da müstevlilerin kendilerine gösterdikleri bu hedefe koşmaktadırlar. Bütün bu tezviratın nedeni budur.

Fakat bir medya mensubu olarak size bu konuda kötü haberlerim var.Bunlar daha iyi günlerimiz. Çünkü her gün biraz daha gelişen yapay zekâ sayesinde artık gördüğümüze de inanamaz olacağız. Bilgisayarlar artık neredeyse gerçeğinden ayırt edilemeyen “sahte video”lar üretilebiliyor. Araştırmacılar sistemin ne kadar inandırıcı olduğunu kanıtlamak için ABD eski Başkanı Obama’ya hiç söylemediği sözleri söyletmişler, sonuç o kadar başarılı ki, muhtemelen Obama’nın eşi bile onun sahte olduğunu anlayamaz.

Birgün deneme aşamasında olan bu tür uygulamaların, ertesi gün nasıl harcı alem hale geldiğini çok iyi biliyoruz.Yani bir sonraki seçimin ardından, sahte bir video ile o zamanın Muharrem İnce’sinin ağzından “Alıkonuldum, eşim de kaçırıldı” dedirtebilirler ve bunun yalan olduğunu kanıtlamak bugünkü kadar kolay olmayabilir. Düşünün ki bugün bile, İnce şahsen “yahu ne kaçırılması, yok öyle bir şey, şizomusunuz siz?” dediği halde hala kaçırıldığına inananlar var.

Sanki hâlihazırda çok güvenilirmiş gibi, medya giderek kendini intihara sürüklüyor.

@kalemciler

© 2018 Serkan Kalemciler. Tüm hakları saklıdır.