Meşru müdafaa

- Serkan Kalemciler

mesru-mudafaa

Türkiye 15 Temmuz 2016’da tarihi bir gün yaşadı.

Esasen dünyada da çok ender görülen bir gündü bu.
Bir halk sokağa çıktı ve tankları durdurdu.
Daha önce dört “başarılı” darbeden sonra ilk kez halkın müdahalesi ile bir darbe akim kaldı.
Darbeyi yapanlara bakarak sakın bu darbeyi ayrı bir kategoriye koymayın. Bu da diğerleri gibi milli iradeye tecavüzdü.

Yıllardır solun sahte çağrılarına yüz vermeyen halk, kendi seçtiği liderin çağrısı ile sokaklara döküldü, bir selâ binlerce insanı mobilize etti.
Demek ki dik durur ve doğru konuşursan, halk senin için canını verebiliyormuş.
Demek ki “cahil ve bidon kafalı” olan onun yanında olmayı beceremeyenlermiş.

O gün için pek çok yorum yapılabilir.
Ama meselenin özü şu ki, halk çıplak elleri ile tankları durdurdu.
İşte asıl sorun da bundan sonra başlıyor.
Tarihimizde hiç tecrübe etmediğimiz bir şey yaşanıyor.

Yakın tarihte 1913 darbesinden beri:
İlk kez halkın iradesini hiçe sayanlardan hesap soruyoruz.
İlk kez darbecilerin yaptıkları yanlarına kar kalmıyor.
İlk kez meclisimizi kapatamıyorlar.
İlk kez seçtiklerimize dokunamıyorlar.
İlk kez darbecileri kanun önüne çıkarıyoruz, yargılıyoruz.
Önümüzde bir örnek, şablon veya protokol yok.
Açıkçası biz de acemiyiz.
Ne yapmalıyız? Nasıl yapmalıyız?
Tabii ki her şey yasalar çerçevesinde olmalı. Oluyor da.

AK Parti, darbelere yasal zemin oluşturan, darbelerin temel dayanağı olarak gösterilen, askere yasa ile anayasayı da çiğneme görevi veren 35. Maddeyi çoktan kaldırmakla ne kadar doğru yaptığını yaşayarak gördü. Darbeseverlerin tüm yaygaralarına rağmen şu ana kadar yasa dışı hiçbir şey yok.

Videolarda elinde silah, Genelkurmay Başkanı’nı esir alan haydutlar için ana muhalefetten başka “adalet” isteyen yok. Duyan da sanır ki, darbeciler yargılanmadan köprübaşında asılıyor.

Ama aynı muhalefet, darbede hayatını kaybedenler için adalet istemiyor. Darbecileri korumak insan hakları kapsamında, ama darbeye karşı savaşanları korumak insan haklarına dâhil değil.

Şimdi, o gece ve ertesi sabah darbeye direnen görevliler kadar sivillere de cezai muafiyet hakkı verildi.Tabii muhalefet hemen yasanın lafzına saldırdı. Sanki yasa “bundan sonra darbeciye benzer birini görürseniz verin sopayı” diyormuş gibi davrandılar. Oysa yasanın ruhu belli, halkın meşru müdafaası. İlk ortaya koydukları argüman “silah taşıma ve zor kullanma yetkisinin, yani müdahale yetkisinin sadece devlete ait olduğu, bunun dışında güç ve silah kullananların kendisinin terörist sayılacağı”.

Elbette öyle.

Ama bir sorun var; darbeleri bu ülkede “devlet” yapıyor. Ya da kendisini devlet sayanlar yapıyor. O zaman, evine giren bir hırsızı kovalama hakkı olan halkın, parlamentosunu bombalayanlara karşı kendini savunma hakkı yok mu? Hem de suçüstü yaptığı, elleri kanlı katilleri durdurma hakkı yok mu? Hani nerede o solun çok sevdiği “Halkın kendini savunma hakkı”? Hani nerede Atatürk’ün Bursa Nutku? (Tabii yok öyle bir nutuk, ama solcular pek severler böyle kendilerine yontan efsaneleri). Hükümet sözcüsü Sayın Mahir Ünal hemen açıkladı, “Bu düzenleme yalnızca darbe gecesi olan 15 Temmuz 2016’yı ve sonrası olan 16 Temmuz sabahını kapsamaktadır. Bu ifade, sonrasında gerçekleştirilen terör eylemlerini hiçbir şekilde kapsamamaktadır.” Yani bariz bir zaman sınırlaması var.

Ama hepimiz biliyoruz ki, bu zaman sınırlamasına karşın, bu yasa, halkı gelecekte oluşabilecek darbe girişimlerine karşı durmaya, direnmeye cesaretlendirecektir.

İyi ki de öyledir.  Zaten korktukları da bu,Bir daha denediklerinde halkın daha sert tepkisiyle karşılaşmak…

E, korksunlar zaten.

© 2018 Serkan Kalemciler. Tüm hakları saklıdır.