Uzlaşamama kültürü

- Serkan Kalemciler

uzlasamama-kulturuTürkiye erken seçime doğru hızla ilerliyor.

Kuşkusuz son on seçimde olduğu gibi yine en büyük sorun iktidarsızlık değil, muhalefetsizlik sorunu.

Bence sorunun adı yanlış konuyor. Muhalefetsizlik sorununu hep dile getiririm ama bu başka bir şey.

Bence sorun muhalefet sorunu değil, sorun Türk siyasetinin “normalleşememe” sorunu.

Bir kere, her seçimde partiler birbirini en azından vatanı satmakla, hainlikle, vatana ihanetle suçluyor, aşağısı kurtarmıyor.

İkincisi, her seferinde tartışma taa Cumhuriyetin kuruluşuna, Sakarya Meydan Muharebesi’ne, hatta Çanakkale Savaşı’na kadar gidiyor.

Siz hiç bir ABD seçiminde tartışmanın, ABD İç Savaşı’na kadar gittiğini, bir partinin, diğerini Abraham Lincoln’ün ilke ve inkılaplarına ihanet etmekle suçladığını duydunuz mu?

Veya İngiltere’de bir partinin diğerini Çanakkale’de yenilen Churchill’in mirasçısı olmakla suçladığını gördünüz mü?

Bizde tartışma Orhun Anıtları’na kadar gidebilir.

Çünkü tartışmalar akroniktir ve gündemden kopuktur.

Avrupa’da ve ABD’de tartışmalar doğrudan hayatla ilgilidir.

Ülke siyasetinin ortalama ne olması gerektiği konusunda genel bir ulusal uzlaşı vardır, tartışmalar detaydadır.

Hiçbir başkan adayı çıkıp da “Clinton Beyaz Saray’ı cenabet etti, yıkıp yerine otel yapacağım, kendim de Seatle’da bir kulübeye taşınacağım” demez.

Ulusal çıkarların ne olduğu konusunda sessiz de olsa yüksek bir uzlaşı vardır, bu nedenle mesela İngiltere’de onca anti-emperyalist söylemine rağmen İşçi Partisi çıkıp da, “Yahu Commonwealth de ne? Bizim ne işimiz var Seylan’da, Hindistan’da, Pakistan’da, emperyalist miyiz biz?” ya da “Krallık mı kaldı arkadaş, neden Kraliçe’yi kovup cumhuriyete geçmiyoruz?” demez.

Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde halk sokağa çıkmışsa, emin olun ki yanlış giden bir şeyler vardır ve mutlaka geniş kitlelere yönelik bir hak gasbı veya hak kaybı vardır. Bir hizmet aksıyordur veya birileri mağdur bırakılıyordur. Ya da hayat pahalılığı artmıştır, enflasyon fırlamıştır.

Bu ülkelerde, kimse enflasyon yüzde 70 iken evde oturup oturup, yüzde 7’ye düşünce “Batıyoruz” diye sokağa fırlamaz.

Kimse, terörle mücadele adı altında ormanlar yakılırken evinde oturup, sonra bir parkta ağaçların yeri değiştiriliyor diye sokağa fırlayıp çevreci kesilmez.

Kimse, çöp dağları patlayıp onlarca kişi ölürken, susuzluktan kenti kolera sararken seyredip, sonra şehir pırıl pırılken sokağa çıkıp her yeri yakıp yıkmaz.

Kimse, faili meçhuller binlerle anılırken seyredip, sonra darbeciler hapse atılırken “İnsan hakları” diye tepinmez.

Bu ülkelerde birbiri ile hiçbir ilkesel birliği olmayan partiler, “Yahu şu ‘Demokratları’ veya ‘Tory’leri  bir devirelim de, ne olursa olsun” diye bir ittifaka gitmez.

Ülke çıkarları konusunda çok farklı düşünen bir veya iki parti varsa bile bunlara ‘marjinal partiler’ denir.

Ülkemizde ise marjinallik marifet sayılmaktadır.

Ülkemizde bir grup, kendi partisinden başka herhangi bir parti kurulduğundan beri ülkede “karşı devrim”in başladığına, o günden itibaren ülkenin battığına inanır, bizi ta o günlere geri götürme sözü verir. O günden sonra üst üste konan her taşın yanlış olduğuna inanır, hepsini göçürmeyi vaat eder.

Dün “Laik değil, Cumhurbaşkanı olamaz” diye sokaklarda tepindikleri birine bugün,  “Gel çatı adayımız ol” diye yalvarabilirler. Ama laikliklerinden hiçbir şey kaybetmezler.

Dün astırdıkları gençlere, bugün sahip çıkıp, parka fetişi yaşayabilirler.

Dün “aydınlarımızı cayır cayır yaktı” dedikleri siyasiye bugün birlik çağrısı yapabilirler.

Dün duyduklarında tüylerini diken diken eden Refah Partisi’nin efsane sloganı “Tamam İnşallah”ı bugün retweet edebilirler.

Dün “gençlerimizi katleden tosuncuklar” dedikleri grupla bugün koalisyon yapıp ona devre mülk milletvekili kiralayabilirler.

Bunun adı uzlaşı değil, ilkesizliktir, “normalleşememedir”. Türkiye’nin asıl sorunu budur.

Siyasette en klişe söylem, halka, “Başınız fena halde belada,  sizi ancak ben kurtarabilirim” demektir. Bunu dünyanın her yerinde, bütün siyasiler yapar.

İkinci klişe ise, “Ben seçilmezsem batarsınız” diyerek seçimi hizmet yarışı olmaktan çıkarıp “beka sorununa” dönüştürmektir.

Türkiye’de iktidar bu konuda çok şanslıdır.

Bugün ülkemizde muhalefet gerçeklikten o kadar kopuktur ve ülke sorunlarından o kadar uzaktır ki, iktidardaki parti çok rahatlıkla “Ben gidersem ülke batar” diyebilir ve inandırıcı olur.

Çünkü muhalefet Türk halkının bunlara inanması için bolca fırsat vermektedir.

Çünkü iktidar “ne yapacağını” anlatırken, muhalefet “ne yıkacağını” anlatmaktadır.

Tarihte “yıkacağım”la iktidara gelen bir parti ben hatırlamıyorum.

@fikircibey

© 2018 Serkan Kalemciler. Tüm hakları saklıdır.